Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler ilk kim söyledi ?

Melis

New member
"Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler": Bir Yöntem, Bir Hikâye

Merhaba forum arkadaşlarım! Bugün sizlere biraz farklı bir yaklaşımla bir hikâye anlatmak istiyorum. Hepimiz bir şekilde, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sözünü duymuşuzdur. Ama hiç düşündünüz mü, bu ifadeyi ilk kim söyledi ve ne anlam taşıyor? İşte size bu sorunun arkasındaki anlamı keşfedecek bir hikâye: Kadınların ve erkeklerin bakış açıları arasındaki farklılıkları anlatan, ama aynı zamanda hepimizin duygusal bir bağ kurabileceği bir anlatım. Gelin, bu ifadeyi ilk kez kullanan kişiyi ve arkasındaki derin anlamı, çok sevdiğim bir hikâye üzerinden keşfedelim.

Bir Zamanlar Bir Köyde

Bir zamanlar, uzak bir köyde, herkesin birbirine yardım ettiği, her şeyin doğru yapıldığı bir yer vardı. Bu köydeki insanlar, işleri nasıl daha hızlı ve verimli yapabileceklerini sürekli tartışırlardı. Ama bir gün, bu köyde farklı iki kişi, aynı soruna bambaşka çözümler getirecek şekilde karşı karşıya geldiler: Eylül ve Erdem.

Eylül, köyün her yönüyle ilgilenen, sabırlı ve empatik bir kadındı. Çocukların eğitiminden, kadınların haklarına kadar her konuda derinlemesine düşünür, her olayın arkasındaki insani yönü tartışırdı. Erdem ise, stratejik ve çözüm odaklı bir adamdı. Zor durumlarda, işleri daha hızlı çözmek ve daha az çaba harcamak için mantıklı yollar arardı. Ancak, çoğu zaman, bu yolları çok kısa sürede uygulamak isterdi.

Bir gün köydeki en önemli işlerden biri ortaya çıktı: köyün yeni sulama sistemini kurmak. Çiftçiler için çok önemli olan bu sistem, onları su sıkıntısından kurtaracak ve ürün verimliliğini artıracaktı. Ancak, bu projeyi hayata geçirebilmek için büyük bir kaynak ayırmak gerekiyordu. Erdem, bu işin hızla halledilmesi gerektiğine inanıyordu. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyerek, projeyi bir an önce başlatmak için herkesin işin içinde olmasını önerdi. Ona göre bu söz, işin hızla çözülmesinin anahtarıydı: İnsanlar, kendi bildikleri gibi davranmalı ve bu süreç hızlıca tamamlanmalıydı.

Ancak Eylül, bu yaklaşımın eksik olduğunu düşündü. "Erdem, bu şekilde işler çözülse de, köydeki insanlar birbirleriyle uyum içinde çalışmadığı sürece sistem uzun vadede başarısız olur. Evet, bir an önce işi bitirsek de, insanlar gerçekten işin ne kadar önemli olduğunu anlamayacaklar," dedi. O, sadece işin bitirilmesini değil, insanların birbirlerini anlamalarını ve iş birliği yapmalarını istiyordu. Çünkü Eylül’e göre, bu işin başarısı sadece teknik bir çözüm değil, köydeki tüm ilişkilerin uyumlu bir şekilde çalışmasına bağlıydı.

Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler: Erdem’in Görüşü

Erdem, çözüm odaklı bir yaklaşım benimsediği için bu sorunu daha farklı bir şekilde değerlendirdi. Ona göre, sorun büyük ve zaman daralmıştı. Su kanalizasyonu bir an önce yapılmalıydı. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler,” dedi, “Her bir çiftçi, kendi bildiği şekilde sulama yapar ve bu projede ne kadar iş yaptığını görmek, sonuçları hızla almasını sağlar.” Erdem, işlerin çabuk ve verimli çözülmesini isterken, aynı zamanda çok fazla karışıklığa da yol açmak istemiyordu. Fakat zamanla Eylül'ün söylediklerinin de anlamlı olduğunu fark etmeye başladı. O kadar çabuk karar almanın, köydeki insanlar arasındaki güveni zedelediğini fark etti.

Erdem, insanların işlerini kendi başlarına yapmaları gerektiğini savunsa da, bir şeyler eksikti. Köydeki işler hızlanmıştı ama ilişkiler daha da karmaşık hale geliyordu. İnsanlar daha az yardımlaşır, daha az iş birliği yapar hale gelmişti. O zaman, Erdem içinden “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sözünün ne anlama geldiğini tekrar düşündü. Hızlı çözümün, bazen yalnızca bir çözüm olabileceğini ama bir sorunun köklü şekilde çözülmesi için toplumsal dayanışma gerektiğini fark etti.

Eylül’ün Perspektifi: Empati ve İlişkilerin Gücü

Eylül, insanların bir arada çalışarak gerçekten daha verimli olabileceklerine inanan bir liderdi. O, sadece işin çabuk yapılmasını değil, köydeki bireylerin bu projeyle olan bağlarını, güvenlerini ve ilişkilerini güçlendirmelerini istiyordu. Eylül, zaman zaman sürecin yavaşlamasını göze alarak, çiftçileri bir araya getirir, herkesin düşüncelerini paylaşmasını sağlar ve projede herkesin nasıl bir rol üstleneceği konusunda tartışmalar yapardı. Çünkü Eylül'e göre, bir işin başarısı sadece uygulanan teknik çözümle değil, o işin ne kadar “insan odaklı” yapıldığıyla ölçülmeliydi.

Eylül, işin teknik kısmı ne kadar doğru olursa olsun, duygusal ve toplumsal etkilerin göz ardı edilmesinin, uzun vadede çözüm getirmeyeceğini biliyordu. O, köydeki insanlar arasında güven inşa etmenin, yalnızca bir projeyi bitirmekten daha değerli olduğunu savunuyordu. İnsanlar, birbirlerini dinledikçe, birlikte çalışmayı öğrendikçe ve birbirlerinin bakış açılarına saygı gösterdikçe, o işin başarısı daha sağlam temellere dayanacaktı.

Hikâyenin Sonu: Duygusal ve Stratejik Denge

Sonunda, Eylül ve Erdem birlikte çalışarak köydeki sulama sistemini başarıyla kurdular. Her ikisi de birbirlerinin bakış açılarını anlamaya başlamıştı. Erdem, işin hızlıca yapılmasının önemli olduğunu kabul etmişti ama Eylül, bu sürecin insanları birbirine bağlamadan eksik olacağını anlatabilmişti. O gün, köyde sadece sulama sistemi kurulmamış, aynı zamanda toplumsal bağlar da güçlenmişti. Erdem, "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" sözünün sadece işin hızla yapılması için uygun bir yöntem olabileceğini, fakat bir toplumda işlerin uzun vadede başarılı olabilmesi için ilişkilerin ve empatiyi de göz önünde bulundurmak gerektiğini öğrendi.

Sizce, Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler Sözünü Ne Zaman Kullanmak Gerekiyor?

Forumda sizlerin düşüncelerini öğrenmek çok isterim. Sizce bu yaklaşım gerçekten her durumda işe yarar mı? Hızla çözüm bulmak mı, yoksa insanları anlamak ve toplumsal ilişkileri güçlendirmek mi daha önemli? Erkeklerin çözüm odaklı bakış açıları ile kadınların empatik yaklaşımlarını dengelerken, hangi noktada doğru bir yol seçilmeli? Sizin hayatınızdaki örnekler ve görüşleriniz bizim için çok değerli. Yorumlarınızı bekliyorum!
 
Üst