Fahrettin Paşa Araplara ne yaptı ?

Hazel

Global Mod
Global Mod
Daha geniş Osmanlı coğrafyasında da Birinci Dünya Savaşı sırasında ciddi bir gıda krizi yaşanıyordu. Suriye ve Arap vilayetlerinde kıtlık; devletin tahıl politikaları, askerlik ve zorunlu alımlar, Müttefik ablukaları, çekirge istilaları, stokçuluk ve ekonomik bozulma gibi birçok faktörün birleşmesiyle büyüdü. Cambridge'deki araştırmalar, Suriye'de yüz binlerce sivilin açlık nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtiyor.

Cambridge

Dolayısıyla Medine'deki sıkıntıyı yalnızca “Fahreddin Paşa Araplara bunu yaptı” şeklinde açıklamak tarihsel tabloyu daraltır.

Fakat bunun tersine, “Fahreddin Paşa'nın hiçbir sorumluluğu yoktu” demek de doğru değildir.

Çünkü askeri otoritenin uyguladığı gıda ve şehir kontrolünün siviller üzerinde doğrudan sonuçları vardı. Sözlü tarih çalışmaları özellikle bu noktayı görünür hale getiriyor.

Cambridge

Bir Şehirde Aynı Anda Birkaç Tarih Yaşanabilir

Bence Medine hikâyesinin en çarpıcı tarafı burada.

Aynı gün içerisinde:

Bir Osmanlı askeri Fahreddin Paşa'yı kahraman olarak görebilir.

Bir Medineli onu şehrin çektiği sıkıntıların sembolü olarak hatırlayabilir.

Bir başka Arap Osmanlı askerinin yanında savaşabilir.

Bir başka Arap Şerif Hüseyin'in kuvvetlerine katılabilir.

Bir kadın, hangi tarafın haklı olduğundan çok ailesinin nasıl hayatta kalacağını düşünebilir.

Bir tüccar siyasi tartışmalardan uzak durup yalnızca dükkânını ayakta tutmaya çalışabilir.

Bir çocuk ise bütün bunların hiçbirini anlamadan yalnızca babasının eve dönmesini bekleyebilir.

Tarih tam olarak budur: Aynı olayın içinde birbirinden farklı gerçekliklerin bulunması.

Peki Arap İsyanı Gerçekten “Türkler ve Araplar” Savaşı mıydı?

Bence bu soru özellikle bugün tekrar düşünülmeli.

1916'daki Arap İsyanı, Osmanlı yönetimine karşı Şerif Hüseyin öncülüğünde gelişen siyasi ve askeri bir hareketti. Fakat buradan “Araplar Türklere karşı ayaklandı” şeklinde bütün bir etnik topluluğu kapsayan sonuç çıkarmak doğru değildir.

Osmanlı ordusunda Arap askerler vardı.

Osmanlı'ya sadık Arap aşiretleri vardı.

Şerif Hüseyin'i destekleyen Araplar vardı.

İngilizlerle iş birliği yapanlar vardı.

Osmanlı yönetiminden rahatsız olup yine de isyana katılmayanlar vardı.

Siyasi çıkarları değişen yerel aktörler vardı.

Üstelik savaş sonrasında ortaya çıkan yeni devletler ve İngiliz-Fransız müdahaleleri, 1916'daki kararların sonuçlarını daha da karmaşık hale getirdi. 1918 sonrasında İngiliz ve Fransız güçlerinin Arapça konuşulan Osmanlı topraklarının büyük bölümünde belirleyici hale gelmesi, savaşın yalnızca Osmanlı-Arap ilişkisi çerçevesinde okunamayacağını gösteriyor.

Cambridge

Fahreddin Paşa: Kahraman mı, Sert Bir İşgal Komutanı mı?

Belki de en dürüst cevap şu:

Hangi soruyu sorduğunuza bağlı.

“Medine'yi savundu mu?” derseniz, evet.

“Savunmayı uzun süre sürdürdü mü?” derseniz, evet.

“Osmanlı açısından son derece stratejik ve sembolik bir direnç gösterdi mi?” Evet.

Ama:

“Bu direnişin siviller üzerinde ağır sonuçları oldu mu?” Evet.

“Medine halkının tamamı onun uygulamalarını olumlu mu gördü?” Hayır.

“Fahreddin Paşa'nın kararları günümüzde tartışmasız kabul ediliyor mu?” Hayır.

Akademik tarihçilik açısından önemli olan da zaten budur: Bir kişiyi yalnızca kahraman veya yalnızca zalim olarak etiketlemek yerine, kararlarının sonuçlarını farklı grupların deneyimleri üzerinden değerlendirmek.

Hikâyenin Sonunda Karşımıza Çıkan Asıl Soru

Şimdi baştaki yaşlı adama geri dönelim.

Torunu hâlâ soruyor:

“Dede, kim haklıydı?”

Yaşlı adam belki de uzun süre susuyor.

Sonra şöyle diyor:

“Sen savaşın bittiğini sanıyorsun. Oysa bazı savaşlar bittikten sonra insanların hafızasında devam eder.”

Çünkü Fahreddin Paşa'nın Medine müdafaası yalnızca 1916-1919 arasında yaşanmış bir askeri olay değildir.

Bugün Türk toplumunda güçlü bir kahramanlık hafızasının parçasıdır.

Bazı Arap anlatılarında ise kuşatma, yerinden edilme, kıtlık ve Osmanlı yönetiminin sert uygulamalarıyla hatırlanır. Sözlü tarih araştırmaları, Medine halkının kendi hafızasının resmi askeri anlatılardan farklı ayrıntılar taşıdığını açıkça gösteriyor.

Cambridge

Bu iki hafızadan birini susturmak yerine ikisini birlikte okumak, geçmişi anlamamızı kolaylaştırır.

Çünkü tarih, yalnızca kazananların yazdığı bir metin değildir.

Bazen tarih, karargâhtaki subayın tuttuğu rapordur.

Bazen evindeki son hurmayı çocuklarına bölen annenin hatırasıdır.

Bazen savaşa katılan bir Arap askerin mezarıdır.

Bazen İstanbul'a gönderilen kutsal emanetlerdir.

Bazen de yıllar sonra torununa “O günlerde ne olduğunu tam olarak kimse anlatamadı” diyen yaşlı bir adamdır.

Son Bir Not: “Araplara Ne Yaptı?” Sorusunu Nasıl Sormalıyız?

Fahreddin Paşa'nın Araplara ne yaptığını sorarken belki de soruyu şöyle değiştirmek daha doğru:

“Fahreddin Paşa'nın Medine savunması sırasında aldığı kararlar, şehirde yaşayan farklı insanları nasıl etkiledi?”

Bu soru bizi çok daha gerçek bir tarihe götürüyor.

Çünkü cevap yalnızca “kahramandı” veya “zulmetti” değildir.

O, savaşın içinde stratejik kararlar alan bir Osmanlı kumandanıydı.

Aynı zamanda kararları sivillerin hayatını etkileyen bir askeri otoriteydi.

Karşısındaki Arap toplumu ise tek parça değildi.

Kimi Osmanlı'yı destekledi, kimi Şerif Hüseyin'in yanında yer aldı, kimi yalnızca hayatta kalmaya çalıştı.

Ve belki de bugün bu hikâyeden çıkarılabilecek en önemli ders şu:

Bir halkı, bir şehri veya bir tarihi yalnızca tek bir kişinin gözünden okumaya başladığımız anda, tarihin içindeki insanları kaybetmeye başlarız.

Medine'nin hikâyesi bize tam da bunu hatırlatıyor.

Kaynak notu: Bu anlatının tarihsel çerçevesinde özellikle Alia El Bakri'nin “Memories of the Beloved”: Oral Histories from the 1916–19 Siege of Medina başlıklı, International Journal of Middle East Studies dergisinde yayımlanan çalışması; Martin Strohmeier'in Fahreddin Paşa ve Medine'nin son dönem Osmanlı yönetimi üzerine araştırması ve Cambridge'deki Birinci Dünya Savaşı/Hicaz çalışmaları esas alınmıştır.

Cambridge

+1
 
Üst