Üryan geldim ne demek ?

Melis

New member
Üryan Geldim: Geçmişin, Toplumun ve Kendi Kendimize Yaptığımız Yolculuk

Bir sabah, çok ama çok derin bir uykudan uyanıp, birden karşımda bu kelimeyi gördüm: "Üryan geldim." Ne demek olabilir ki? Hemen telefonuma sarıldım, internette aramaya başladım. Bu kelime beni, sanki bir zamanlar duyduğum ama bir türlü tam anlamadığım bir şeyin peşine düşürmüştü. Duygusal bir boşluk hissettim, sanki beni bir şeyler sarmaladı. O an o kelimenin bende uyandırdığı hisleri anlamaya çalışırken, farklı bir hikâyenin içinde buldum kendimi.

Hikâye böyle başladı, gelin siz de bu keşif yolculuğuna katılın.

Bir Adam ve Bir Kadın: Zamanın Derinliklerinde Bir Arayış

Bir zamanlar, küçük bir kasabada yaşan bir çift vardı: Ahmet ve Zeynep. Ahmet, kasabanın en bilge adamlarından biriydi. Herkes ona sorunlarını sorar, tavsiyelerini alır, çözüm önerilerini dinlerdi. Zeynep ise kasabanın en empatik ve nazik insanıydı; her derdi dinler, her kalbi onarırdı. Birbirlerinden farklı, ancak çok iyi bir uyum içinde yaşarlardı. Ahmet her zaman çözüm arayan, stratejik bir bakış açısına sahipken, Zeynep insanların duygularına dair derin bir anlayışa sahipti. Bir gün, kasabaya yabancı bir adam geldi.

Yabancı, kasabanın meydanında bir gün boyunca sessizce dolaştı. Yüzünde belirsiz bir ifade vardı, hiç kimseye yaklaşmadı. Zeynep, bir şekilde bu adamın içindeki boşluğu hissedebiliyordu. Onunla konuşmayı kafasında birkaç kez denedi ama cesaret edemedi. Bir sabah, Zeynep, Ahmet’e gidip adamı ne zaman konuşmaya davet edeceğini sordu. Ahmet, "Zeynep, önce bir gözlem yapmalıyız. Her şeyin çözümü bir stratejide gizlidir," dedi. Ancak Zeynep, "O adamı ben içimle hissediyorum, belki de çözüm stratejilerinden değil, duygulardan geçiyor," diye cevap verdi.

Bu, kasabada herkesin düşündüğünden farklı bir yaklaşım anlamına geliyordu.

Kendine Geri Dönüş: Adamın Sırrı

Bir hafta sonra, yabancı bir sabah kasabada bir tezgâh kurarak “Üryan geldim” diye bağırdı. Bu, kimseye bir şey ifade etmiyordu. "Üryan" kelimesi o ana kadar kasabada hiç duyulmamıştı. Bu kelime, toplumsal değerlerin içinde kaybolan, görünmeyen bir şeyi çağrıştırıyordu. Zeynep, hemen onun yanına gitmek istedi, ama Ahmet, "Zeynep, sabırlı ol. Önce bu kelimeyi tam anlamalıyız," dedi. Zeynep, Ahmet’in stratejik yaklaşımını anlamıştı fakat kalbi ona başka bir şey söylüyordu. Yabancı adama yaklaştı ve son bir kez "Üryan geldim, anlat bana," dedi. Adam, gözlerini Zeynep’e çevirdi ve yavaşça konuşmaya başladı.

"Üryan geldim," dedi yabancı adam, "Bu kelime, geçmişten bugüne kadar, toplumsal normların içinde kaybolmuş bir anlam taşıyor. Benim aslında ne çok şeyim vardı, ama onu kaybettim. Üryan, tam anlamıyla bir boşluk, bir eksikliktir. Şimdi, sadece içimdeki gerçeği görmek istiyorum. Kimse, geçmişindeki maskelerle gelmesin diye…"

Ahmet bu açıklamayı duyduğunda, aslında bu kelimenin bir tür içsel hesaplaşma, geçmişten arınma ve kimlik arayışı olduğunu fark etti. Zeynep ise, yabancının söylediği her kelimede kendini ve diğer insanları buldu. Birçok insan geçmişte kaybolmuştu, duygusal yüklerle hayatlarını sürdürüyorlardı. Belki de “üryan gelmek”, sadece içindeki maskeleri çıkarmak ve gerçekle yüzleşmekti.

Geçmişin, Toplumun ve Bizim İçimizdeki Yolculuk

Zeynep’in gözlerinde bir farkındalık doğmuştu. Ahmet de bunu fark etti. Birlikte o günü düşünürken, "Üryan geldim" kelimesi sadece bir yabancının sesi değil, aynı zamanda kendi iç yolculuklarıydı. İnsanlar zaman zaman kaybolur, geçmişin ağırlığından kurtulmak isterler. Zeynep, kadınların duygusal dünyasına dair olan bu arayışın, toplumsal baskılarla harmanlanmış bir şekilde var olduğunu anladı. Bir kadının içindeki boşluğu arayışı, sadece kendisiyle değil, çevresiyle olan ilişkisindeydi. Her ilişki, her duygu, her an, bir şekilde toplumun beklentilerine dayanıyordu.

Ahmet ise bir adım geri atıp, olaya daha stratejik bir açıdan baktı. "Üryan gelmek" aslında toplumun kabul ettiği kimliklerin ötesine geçmekti. İnsanlar, yalnızca geçmişin derinliklerinden gelen kalıplar içinde sıkışıp kalmamalıydı. Kimse, kendine yabancı kalmamalıydı. Kimse, geçmişin ve toplumun getirdiği maskelerle yaşamamalıydı. Bu, daha özgür bir toplumun temeli olabilirdi.

Sonuç: Bizim İçimizdeki “Üryan”

Zeynep ve Ahmet, yabancının sözlerinden sonra kasabaya dönerken, her bir adımlarında kelimenin anlamını yeniden inşa ettiler. "Üryan geldim" demek, bazen içindeki eksiklikleri ve korkuları kabullenmek, bazen de geçmişin ve toplumun katı normlarından arınarak sadece kendin olmak demekti.

Peki, sizce “üryan gelmek”, sadece bir kelime oyunundan mı ibaret? Toplumun bizlere dayattığı kimlikleri, beklentileri ve kalıpları bir kenara koyarak içsel yolculuğumuzu tamamlayabilir miyiz? Kendimize dönmek, bazen çevremize daha da yakınlaşmamızı sağlar mı?

Hikâyenin sonunda Zeynep ve Ahmet, sadece kasabanın değil, kendi iç yolculuklarının derinliklerine inmeyi başardılar. Siz de kendi "üryan" yolculuğunuza çıkmak ister misiniz?
 
Üst